Yatırım ve istihdam da olumsuz etkilenecek

Dolar 2 TL’nin üstüne çıkıp tarihi rekorunu kırarken, tüm hesaplarını yeniden yapmaya çalışan özel sektör geleceği kestirmeye çalışıyor

Yatırım ve istihdam da olumsuz etkilenecek

05 Eylül 2013 / emlakwebtv
Radikal gazetsi-Sefer Levent’in haberine göre; ABD Merkez Bankası’nın (FED) tahvil alımlarını azaltacağı endişeleri, Suriye ’ye askeri operasyon için geri sayımın sürmesi ve içeride de Merkez Bankası’nın stratejilerine ilişkin soru işaretleri piyasalarda büyük dalgalanmalara neden oldu. Dolar 2 TL’nin üstüne çıkıp tarihi rekorunu kırarken, tüm hesaplarını yeniden yapmaya çalışan özel sektör geleceği kestirmeye çalışıyor. 20 Eylül’deki YİK toplantısı öncesinde gündemdeki gelişmeleri değerlendiren TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, kurdaki oynaklığın dikkatle izlenmesi gerektiğini söyledi.

Yılmaz: “Ekonomide fiyat istikrarı önceliğini terk etmemeliyiz”
Aşırı kur oynaklığının enflasyonun da yükselmesine neden olacağını vurgulayan Yılmaz, “Ucuz Türk Lirası, kısa dönemde ihracatı teşvik eder. Evet ama nereye kadar? Enflasyon maliyetleri olumsuz yönde etkilemeye başladığı zaman kur etkisi kaybolur. Ucuz Türk Lirası’ndan sürdürülebilir bir rekabet gücü çıkmaz. Ekonomide fiyat istikrarı önceliğini terk etmemeliyiz” dedi. Döviz kurunun yatay bir seyir izleyerek TL’nin değerlendiği bir dönemde bile Türkiye ekonomisinin ihracatını istikrarlı bir şekilde arttırmayı başardığının altını çizen Yılmaz, “Ucuz TL’den ihracata katkı bekleyenler bunun borç stokları üzerindeki etkisini de dikkate almalılar. Özel sektörün dış borçlarının Türk Lirası karşılıkları, 30 Nisan-2 Eylül arasındaki kur artışı nedeniyle, yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu kur farkı zararlarının karşılanması gerekecek. Kaynaklarımızın daha büyük bir kısmını borç ödemeye ayıracağız. Yatırım ve istihdam da bu ölçüde olumsuz etkilenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Yılmaz: “kendimizden kaynaklanan bir risk pirimi ilave edilmesine neden olmayalım”
Gelişmiş ülkelerdeki yeniden toparlama eğiliminin, olağanüstü genişleyici para politikalarından çıkılmasını gerektirdiğine işaret eden Yılmaz: ”Bu durumda, bizim de içinde olduğumuz gelişen piyasa ekonomilerinin yüksek oranlarda büyümelerini sağlayan likidite bolluğu sona erecek. Cari açıkların finansmanı zorlaşacak. Cari açığı eski düzeyde finanse edemeyeceğimize göre dış kaynak girişi ile dış tasarruf ihtiyacı arasındaki dengeyi teorik olarak ya faiz ya kur sağlayacak. İkisini birden kontrol etme çabası, ikisinin birden kontrolden çıkması sonucunu yaratabilir” uyarısında bulundu. Türkiye ekonomisinin temellerinin dönemsel dalgalanmalara dayanıklı olduğunu ifade eden Yılmaz, “Yeter ki kendimiz kriz yaratmayalım! Dünya ekonomisindeki gelişmelerden kaynaklı bu duruma kendimizden kaynaklanan bir risk pirimi ilave edilmesine neden olmayalım” dedi.

Yılmaz: “Merkez’in itibarı korunmalı”
Merkez Bankası’nın görevinin, potansiyel büyüme eğilimiyle uyumlu bir para politikası çerçevesi oluşturup, fiyat istikrarını ve finansal istikrar ortamını sağlamak olduğunu hatırlatan Yılmaz, “Merkez Bankası’ndan başka bir görev beklenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Merkez Bankası’nın bağımsızlığına, özerkliğine gölge düşmediği sürece tedirgin olmaya gerek yok. Bazı dönemlerde ekonominin imkânlarının önüne geçen popülist beklentiler artar. Siyaset üzerindeki bu beklentilerin baskısı yoğunlaşır. Bu beklentilerin oluşturacağı risk algılarını dengeleyecek olan ve mali piyasalarda ülkenin kredibilitesini sağlayacak olan merkez bankalarıdır. Bunun bilincinde olmamız ve Merkez Bankası’nın itibarını dikkatle korumamız gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Yılmaz: “Yeni ekonomik program gerekir”
Yeni yılın ekonomik programı ve hazırlanmakta orta vadeli programın küresel gelişmeleri dikkate alan yeni bir anlayışla ele alınması gerektiğine vurgu yapan Yılmaz, “Türkiye yeniden büyümeye başlayan gelişmiş ekonomiler ile olan ticaret hacminden dolayı şanslı ve yüksek büyüme potansiyeline sahip. Öte yandan çözüm sürecinin başarısıyla ekonominin dışında kalmış olan önemli bir bölgenin, ekonomiye yeniden kazandırılması söz konusu. Bu yönüyle, Türkiye hem doğusundan hem batısından olumlu yönde ayrışma ihtimalini halen koruyor. Elbette, bekleyen bir seri yapısal reform alanındaki performansımız da bu ayrışmayı güçlendirecek potansiyele sahip. Vergi sisteminde ihtiyaç duyulan reform, kayıtdışı ile mücadele, enerji piyasalarının liberalleştirilmesi, işgücü piyasasının güvenceli esneklik yapısının geliştirilmesi ve elbette bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurumların arzu edilen verimlilikte çalışabilmeleri hemen listenin başına yazabileceğimiz alanlar olarak karşımıza çıkıyor. En temel mesele ise iç tasarrufların sürdürülebilir bir büyümeyi finanse edebilecek düzeye ulaşması” dedi.

Yılmaz: “‘Gezi’ çok önemli bir tecrübe oldu”
Gezi hareketi temel hak ve özgürlükleri kullanma ve çevresel sürdürülebilirlik açısından bir demokratik refleks ve katılımcılık örneği oldu. Çok daha iyi yönetilebilir, provokasyonlara zemin hazırlanmasının önüne geçilebilir, ölümlerle ve orantısız güç kullanımıyla değil demokratik standartlar açısından bir referans noktası olarak anılabilirdi. Üniversite öğrencilerinin siyasi ve toplumsal meselelere duyarlı olması doğaldır. Üniversite öğrencilerinin barışçıl, yapıcı ve şiddetten uzak olmak kaydıyla fikirlerini duyuracak eylemlerine de anlayışla bakmak gerekir. Geziden sonra bu tür olayların yönetilmesinde önemli bir tecrübe kazanıldığını düşünüyorum.