Göbeklitepe nasıl inşa edildi?

Arkeolog Prof. Klaus Schmidt ve ekibi tarafından kazılan Göbeklitepe, açığa çıkarılmış bir dizi tapınak alanı ile jeomanyetik yöntemlerle toprağın içine gömülmüş olduğu saptanan en az 12 yapıdan oluşan bir kült merkezi olma özelliği taşıyor.

Göbeklitepe nasıl inşa edildi?

Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt ve ekibi tarafından açığa çıkarılan Göbeklitepe Kült alanı, "insanlık tarihini değiştirme" ve "ilk tapınak" gibi popüler söylemlerle, yalnızca bilim çevrelerince değil akademi dışı kesimlerce de büyük bir ilgiyle karşılandı. Bu ilginin handikapları ise çok kısa sürede belirgin hale gelmeye başladı. Özellikle bu çalışmaları yıllarca yürüten bilim adamlarını da kısmen çileden çıkaran nitelikleri ile birlikte...

Göbeklitepe'de sponsorluk sorunu ve 2 bin yıllık tarih hatası
Temel sorun, büyük sermayenin konuya olan ilgisi ve uluslararası sunumlarda "sponsorluk" girişiminin bilimsel hassasiyetlere uyum sağlayamayan yönü ile ilgiliydi. Nitekim Davos'taki sunumda alelacele yürütülen bir düzeltme girişimine karşın 2.000 yıllık tarihlendirme hatasının kolay kolay unutulamayacağını hemen anlama şansına kavuştuk. Nitekim siyaset, ekonomi ve ilahiyat gibi kitlesel bir unutkanlık ve akıl dağınıklığının yaşandığı sosyal disiplinlerin aksine Göbeklitepe "bilim adamlarının" dikkatle takip ettiği ve ölçümleri ile denetimlerini dikkatli bir biçimde sürdürdüğü bir konuya aitti. 

 

Göbeklitepe nasıl inşa edildi?

 

İlk tapınak miti ve Göbeklitepe yanılgısı
Sermayenin tarihi ve kültürel bulgularla ilişkisindeki sorunlu doku ile karşılaştırıldığında çok daha vahimi "kitlesel yargılar" dı. Bilimsel gerçeklik alanından beslendiğini düşünen ancak tehlikeli bir biçimde referansını "popüler kültür" öğelerinden alan bu tanımlama biçiminin yayılma hızı, gerçek bulgularla oluşturduğumuz verilerin yayılma hızından çok daha güçlüydü çünkü. "İnsanlığın ilk tapınağı" vurgusu da bu kolaycılığın en bilinen örneğiydi.

Davos'ta Göbeklitepe'nin sunumunu gerçekleştiren ve Anadolu neolitiğinin tüm dünyadaki en önemli otoritesi konumunda bulunan Prof. Mehmet Özdoğan'ın da vurguladığı gibi "Göbeklitepe" ilk Tapınak değildi; burayı açığa çıkaran bilim adamlarının da böyle bir iddiası hiç olmadı. 

Kuşkusuz Mehmet Özdoğan hocanın bu yöndeki bildirimi, arkeoloji biliminin referansına dayanıyordu. Ben ise dinler tarihi alanındaki incelemelerimden hareketle bu olguyu destekliyorum. Zira bilinen en eski tapınak daima "doğa" idi. Fransa ve İspanya'dan Antalya Karain'e kadar uzanan çok geniş çerçevede mağaraların "en ilksel" tapınaklar olarak kullanıldığını biliyoruz. Diğer taraftan, görkem ve heyecan sunan görkemli doğal unsurların, tapınım icrasına-ritüele sahne olmak açısından önemli bir yeterlilik sunduğunu biliyoruz. Kuşkusuz bu onları "yapı faaliyetleriyle" inşa edilen "tapınaklar" parantezine sokmamıza yetmez. Ancak kesin olan şudur: Göbeklitepe gibi tapınak alanları, yalnızca doğada bir karşılığı bulunan ilksel gücün taklididir ve yapısal her unsur doğal bir unsurun yeniden canlandırılmasını sağlar.

 

Göbeklitepe nasıl inşa edildi?

 

 

Göbeklitepe Tapınak formu
Söz konusu tartışma farklı boyutlarıyla derinleştirilebilir. Ancak benim bu yazıdaki amacım Göbeklitepe'nin nasıl inşa edildiğini anlatmak olduğu için hemen konuya geçiyorum.

Göbeklitepe, bölgenin en yüksek tepelerinden birinin üzerinde inşa edilmiş bir dizi dairesel ve oval yapılardan oluşan kült merkezi olma özelliği taşıyor.  Açığa çıkarılan 5 kadar tapınağın(A-E) dışında, teknolojik ölçümler, yerin altında bir dizi tapınak daha olduğunu gösteriyor.

Göbeklitepe’de açığa çıkarılmış tapınakların tümü için ortak bazı özellikler saptayabiliyoruz.  2010 yılı kazı sonuçlarında da değinildiği gibi Tapınaklar-göğe yükselen ve insanı simgeleyen  ve kireçtaşından yapılmış durumdadır ve “ T “ biçimli iki figürün “merkezde” yer aldığı bir tören alanı canlandırmasına dayanmaktadır.  Tapınaklarda Sekiler bulunuyor. Bu da birilerinin törenleri izlediğini gösteriyor. Tabanlar su geçirmez malzemeden inşa edilmiş durumda. Bu da sıvılı bir ayin yapılmış olma ihtimalini güçlendiriyor. (KAN, su veya İÇKİ)…  Merkezdeki bu iki figürü çevreleyen yuvarlak duvarlarda, onları izlediği açık olan başta T biçimli figürler bulunuyor.  Bunların sayıları ise tapınaklara göre değişiklik gösteriyor. 

Söz konusu tapınaklar “sık aralıklarla” doldurularak gömülmüştür.  Ancak bilimsel çalışmalar bu zamana kadar, kaç tanesinin aynı zaman diliminde var olduğunu anlamaya olanak tanımaz. Ama tıpkı Çayönü gibi bu bölgenin de 2000 yıl gibi uzun bir dönem kullanılmış olduğu sanılıyor...

Göbeklitepe'yi kim yaptı?
Söz konusu bulguların gösterdiği gibi bu tapınaklar ancak çok yoğun bir işgücü ile inşa edilmiş olabilir. Bu durumda da inşa faaliyetlerini yürüten kişilerin ciddi bir biçimde, dışarıdan desteklenmesi gerekmektedir. Zira 30 metre çapındaki D Tapınağındaki izleyici T’lerin sayısı 11 civarında. 40 ton ağırlığındaki kireçtaşından yapılan bu figürler yaklaşık 4-6 metre boyunda ve yaklaşık 2 kilometrelik bir mesafeden taşınmış olduğunu saptayabiliyoruz. 

Burada tapınak inşaatlarının toplayıcı-avcı gruplar tarafından mı yoksa karma ekonomi süren gruplar tarafından mı yapıldığı tartışmasına değinmeyeceğim. Ancak kesin olan ilk grup yaşama biçiminin ancak doğal bir bolluk ortamında ise bu çalışan ordusun besleyebileceğini vurgulamalıyım. 

 

Göbeklitepe nasıl inşa edildi?

 

Bu tip faaliyetler dönem koşulları itibarıyla oldukça zorlu faaliyetlerdir. Konuyla ilgili olarak yapılan karşılaştırmalı incelemelerde bu zorluğun derecesi başarıyla saptanmıştı. Örneğin, Paskalya adasındaki dev MOAİ heykelleri  4 metre ve 12 ton ağırlığındadır. 1 heykel, 20 kişi tarafından 1 yılda yontulabilir ve 15 km lik bir mesafeye 1 haftada 75 kişi tarafından taşınabilir… 100 tonluk büyük heykellerin taşınması için ise gerekli kişi sayısı 500-700 aralığındadır.

Tüm bu bulgular ne ifade ediyor?

Abartılı biçimde övgüye mazhar olmuş “devrimsel” dönüşüm çıkışlarına kuşkuyla yaklaştığımı belirtmeliyim. Bu kuşkuların özellikle tapınakların toplayıcı-avcılar tarafından inşa edilmiş olduğu ve dinin toplum yaşamını belirleyen temel unsur olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündeki bildirimlerde daha da güçlendiğini de itiraf etmeliyim...

İnanç ve sosyal yaşam arasındaki ilişki için arkeolojinin mutlaklaştırılmaması gerektiğini ve psikoloji, mitoloji ve dinler tarihi alanında destek alınacak kuramların çok daha verimli sonuçlar ortaya koyacağını belirterek bitiriyorum.