Mülteciler için bir yer düşleyememek

Türk Ytong Mimari Yarışması'na katılım gösteren öğrencilerin ortaya koyduğu ürünler "mültecilik" temasının beyaz-kent yaşamı perspektifinden nasıl yorumlanabileceğine ilişkin eleştirel olanakları da gözler önüne seriyordu.

Mülteciler için bir yer düşleyememek

Türk Ytong tarafından düzenlenen Ytong Mimari Fikir Yarışması'nın bu yılki temasını "Mülteciler" oluşturdu. Çok sayıda projenin başvuruda bulunduğu yarışmanın en dikkat çekici ürünlerinden biri de İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerinin "Yok Yer" isimli çalışması oldu.

Haydarpaşa'nın vagonları ev, arazisi ise tarım alanı
Medyada kendine geniş yer bulan "Yok Yer"in ilgi böylesine ilgi çekmesinin nedeni ise, uzun süredir "rant" tartışmasının odağında oturan Haydarpaşa Gar Arazisi'ndeki boş vagonların, mülteciler için ev olarak tasarlanması oldu. Proje, araziyi ise tarım alanı olarak kurguladı. Proje, İTÜ Öğrencilerinden Ebru Eli Aydın ve Neslişah İnan tarafından hazırlandı.

Mülteciler mülteci olduklarını unutmasın diye
Yarışmada ödül alan bir diğer ürün ise yine İTÜ öğrencilerinden M. Karabadan, P. Geçkili ve Cem Eren Güven tarafından hazırlanan Morfogenez isimli proje oldu. Bu proje de Haliç, Taşkızak ve camialtı tersanelerinin mülteciler için bir yaşam alanı haline dönüştürülmesi kurgusuna dayanıyordu. Bir diğer ürün ise Akdeniz'in mülteciler için bir göç yolu olacağı öngörüsünden hareketle "su üzerinde bir yaşam kurgusu geliştiren" İTÜ öğrencileri N. Damla Soyseven ve Şevki Topçu'nun Migropolis isimli çalışmasıydı.

Mülteciler için bir yer düşleyememek
Türk Ytong Mimari Yarışması'na katılım gösteren öğrencilerin ortaya koyduğu ürünler "mültecilik" temasının beyaz-kent yaşamı perspektifinden nasıl yorumlanabileceğine ilişkin eleştirel olanakları da gözler önüne seriyordu. Terk edilmiş araziler, yıkık vagonlar, tersaneler ve silik, karanlık mekanlar... Eninde sonunda, bu topraklarda mülteci olmayan hiç kimsenin yaşayamayacağı, yaşamak isteyemeyeceği yerler; zamanın bu yerinde ve bu coğrafyada kaderin cilvesiyle mülteci haline gelmiş insanlara adanmıştı, genç zihinlerin ütopyalarında.

Bir de unutmamak lazım; bilgi çağında bir "tarım" toplumunun yaşanabilirliği değildir sorun; mültecilerin bu tip bir yaşama razı gelmeleri ya da bu tip bir yaşamı becerebileceklerine dair şuur altı boşaltımının ehlileştirilmiş ifadeleriydi söz konusu ürünler.

Biliyoruz; mecazlardan hareketle oluşturdu öğrenciler eserlerini ve yine biliyoruz, hiç kimse bu değerli arazileri onlara bırakacak değil. Ama bu ürünlerde mecazlar, mülteciler için ideal bir yaşam kurgusunu oluşturan iyicil duyguları değil, ötekinin öteki olarak kalmasına olanak tanıyan bilinç dışı baskısının gücünü saklamaya yarıyordu.

Çünkü, mülteciler mülteci olarak kalmalı; bize ait yerlerde ancak sınırları belli yerlerde yaşayarak ve mümkünse dışarıya çıkmayarak...