Blue mountains

Blue mountains

Karşınızda Avustralya’da medeniyetten uzakta, doğanın orta yerinde, mükemmel bir manzaranın ortasında duran mağara-ev.

Blue mountains

Karşınızda Avustralya’da medeniyetten uzakta, doğanın orta yerinde, mükemmel bir manzaranın ortasında duran mağara-ev. Evin sahibi Lionel Buckett, ailesinden miras kalan arazi üzerinde dolaşırken bir mağara ile karşılaşıyor, mağaranın inanılmaz bir manzarası olduğunu görünce oradan ayrılmak istemiyor. Sonrasında da mağarayı bir eve dönüştürmeye karar veriyor. Evin doğal yapıyla uyumunu görünce hemen Yüzüklerin Efendisi filminde gördüğümüz Hobbit köyündeki evler aklımıza geliyor. Bir de yuvarlak tasarlanan dış kapıyı görmek bu hissimizi bir hayli güçlendiriyor. Evin içi bir mağaradan beklenecek şekilde basit ve minimalist bir çizgiyle tasarlanmış.  Çok hoşumuza giden bir diğer ayrıntıda: 1800'lerde buralara ilk gelen İngiliz subay ile bölge yerlilerinin ilişkileri evin duvarlarında yerellerin geleneksel tarzında resmedilmiş. Bu çizimleri görüp de etkilenmemek mümkün değil. Dünyanın en güzel manzarasına sahip bu mağara evin aynı zamanda tarihi bir geçmişi var ve bu da değerine değer katıyor. Bu mağarada yaşayıp bir parça da olsa doğa durumunda olmak gereksiz kaygı ve endişelerden arındırır diye düşünmeden edemiyoruz. Hızla kentleşen dünyada böyle yerleri görmek heyecanlandırıyor doğrusu. Bu noktada belirtmek gerek ki evi ne kadar beğensek de asıl başrol doğaya ait. Evin terasında ya da hava soğuksa, tamamen cam olan kapıların ardında gündüzleri yağmur ormanlarını ve Blue Mountains adlı sıradağları, geceleri de yıldızları izleyebilirsiniz. Doğanın orta yerinde olan bu mağara, şahane bir mekan olarak görenleri etkisi altına alıyor. Hemen herkesin imrenerek baktığı bu mağara cenneten bir köşe desek abartmış olmayız heralde.  ...